6 Ekim 2017

Arakan Olayları ve Tarihi Üzerine

Etnik, Dini ve Coğrafi Yapı
Son günlerde Türkiye ve dünya medyasında genişçe yer bulan Arakan bölgesi ve oradaki olaylar üzerine bir yazı yazmayı gerekli görüyorum. Basında sadece gerçekleşen olayların aktarıldığı, daha fazla bilginin ise piyasada bulunamadığı bu yeni gündem konusunu irdelemek okuyuculara hem bilgi, hemde güncel mevzuların daha sağlıklı takibi açısından katkı sağlayacaktır.
Myanmar, eski adı ile Burma ülkesi birçok etnik kimlikten meydana gelmiş bir ülkedir. 9 büyük etnik gruptan oluşmaktadır. Burmanlar, Şanlar, Kaçinler, Kayahlar, Monlar, Çinliler, Rakhinler ve konumuz olan Rohingyalar. Arakan bölgesindeki olaylarda baskı ve zulme maruz kalan grup işte Rohingya isimli etnik gruptur. Ve diğer ikinci önemli etnik grup ise, Rohingyalar ile çatışma halinde olan bir başka Arakan Bölgesi menşeili Rakhinlerdir. Rakhinlere, Magh’da denmektedir. Rakhinler Arakan bölgesinde yaşayan Budistlerdir. Arakan Bölgesi özelinde gerçekleşen asıl çatışmalı ortam, tarihten beri Rakhinler ile Rohingyalar arasında süregelmektedir.
Arakan bölgesinin etnik menşe(köken) konusu tarihçiler arasında ayrımlara neden olmuştur. Fakat bu ayrım genel olarak Myanmarlı tarihçilerin, olaya etnik, dini, milli duyguları katması ile gerçekleşebiliyor. Ben Arakan’dan çok uzaklarda, bu tartışmalardan ırak, orjinal bilgiyi saklandığı yerden bulup çıkararak size ulaştırmayı amaç ediniyorum. Arakan bölgesinde yaşayan iki büyük etnik grup, yani Rohingyalar ve Rakhinler, esasen Aryan ulusuna, yani Hint kökenli bir etnisiteye mensuplardır. Myanmar’ın diğer etnik unsurlarından ayrılan yönleri budur. Bunun en temel sebebi ise, Arakan bölgesinin aslen coğrafi olarak, Hindistan ana karasına ve Bengal bölgesine bağlı olmasıdır. Kısaca Arakan bölgesinde yaşayan insanlar, oraya Hindistan üzerinden göç etmiş Aryan milletine mensuplar denebilir. Aryan derken burada Hind-İran menşeili tabirinde söylenen tarihsel etnik adlandırmayı kullandığımı ilave etmem gerekiyor.


Arakan’ın esas Myanmar ülkesinden ayrılması coğrafi olarak dağlar ile çevrili bir halde doğu Bengal sahillerinde bulunmasından ileri gelir. Kuzeybatı’da Bangladeş, Kuzey’de Hindistan, Doğu’da Myanmar, Batı ve Güney’de ise Hint okyanusu ile çevrilidir. Arakanlı müslümanlar(Rohingyalar) bölgenin kuzeyinde daha yoğun bulunurlar. En büyük şehir ise Akyab’dır.

Arakan etimolojik(kelime kökeni) olarak Arapça ve Farsça kökenlidir. İki dilde de aynı anlamı ifade eder. “Temel direk” anlamına gelen, “rükn” kelimesinin çoğulu olan “arkan”dan değişim geçirerek Arakan halini almıştır. İsimlendirmenin bölgenin Araplar tarafından 1430’daki fethinden sonra ortaya çıktığını kabul etmemiz gerekir. Farsça, Arakan bölgesinde hakimiyet kurmuş olan Bengal sultanları tarafından yüzyıllarca saray dili olarak kullanılmıştır. Sultan Bahadır Şah tarafından basılan sikkenin arka yüzünde Arakan yazmaktadır. Bölgenin müslümanlar gelmeden önceki adı ise Rohang’dır.
Arakan’ın yerli nüfusunun iki etnik gruptan meydana geldiğini söylemiştik. Bunlardan müslüman olan Rohingyalar, Rohang sözcüğünün bozulmuş bir versiyonu ile adlandırılmışlardır. Yaşamlarında İslam ve Arap tarzı hakim vaziyettedir. Öz kimlik ve gelenek göreneklerini yüzyıllar içerisinde kaybetmişlerdir. Bengalce, Farsça, Arapça ve yerel Arakanca dillerinin karışımı olan bir dil konuşmaktadırlar. Bölgede ikinci etnik grup olan Rakhinler(Maghlar) ise Budizm dinine mensupturlar. Magh kelimesinin kökeni Bengalce’dir. Dini ve kültürel farklılık dışında, Rohingyalardan fiziki olarak fark görülmez. Rakhinler, Burmaca’nın bir lehçesi olan yerel Arakanca dilini konuşurlar ve yüksek düzeyde Budizm etkisinde yaşantı sürerler.
Erken Dönem Tarihi ve Bölgenin Müslümanlarca Ele Geçirilişi
Önceki bölümde Arakan bölgesinin genel hatlarıyla etnik, dini ve coğrafi kimliğine değinmiştik. Bu bölümde ise erken dönem tarihi ve bölgenin müslümanlar tarafından ele geçirilişini inceleyeceğiz.
Eldeki tüm kaynaklar Arakan’ın ilk zamanlar bir Hint toprağı olduğunu söylemektedir. Arakan yerleşiklerinin fiziki görünüşünde dahi, topluluğun Hint kökenli bir ulus olduğu anlaşılmaktadır. Altta Hint,Arakan ve Myanmar’ın asli unsuru ve %68’ini oluşturan Burmanlar’ın fotoğraflarını koydum. Hintler ile Arakanlıların benzerliklerini ve Burmanlardan ne kadar farklı olduklarını görebilirsiniz.

Arakan’da bilinen ilk kurulu devlet M.S 1.yüzyılda bölgede hüküm sürmüş Dhannavati Krallığı’dır. Bölgede o dönemlerden M.S 5.yüzyıla kadar bir çok Hindu tapınağı kuruldu. Budizm’in bölgeye gelişi de Dhannavati Kralı Çandra Suriya zamanında olmuştur. M.S 630 yılında bölgeyi ziyaret eden Çinli gezgin Hien Tsang’ın anılarında anlattığına göre, bölgede hüküm süren din, Hindu ile Budist ögelerin bir sentezinden oluşuyordu.
Dhannavati Krallığı’nın nasıl yıkıldığı bilinmiyor. Bölge tarihi hakkında kaynaklar pek kısıtlı. Dhannavatilerden sonra, M.S 788-957 yılları arasında bölgede, Vesali Krallığı hüküm sürüyor. Fakat Vesali’yi kuranlarda Dhannavati’yi yöneten Çandra hanedanına mensup unsurlardır. 788 ve 957 yılları arasında art arda 9 kral ülkeyi yönetmiştir. Vesali Krallığı’nın arta kalanları üzerinde yapılan arkeolojik ve tarihi incelemelerde gösteriyor ki, bu krallıkta, öncesi gibi Hindu-Budist sentezli bir dini motife sahipti. Ayrıca bir tantrik heykelde bulunmuştur.
Arakan’a İslam dini, Arap deniz tüccarları vasıtası ile ulaşmıştır. Arap tüccarlarının peygamberin ölümünden 100 yıl sonra, Güneydoğu, doğu ve uzakdoğu ile ticari ilişkileri başladı. Arap tüccarlar beraberlerinde halka tebliğde bulunacak dervişleri de getirmekteydiler. Bu kişiler halk arasında insanları İslam dinine davet ediyorlardı. Bölgede hoş karşılandılar ve kimse onları engellemedi.
Ticaretin yanında dini alışveriş ile de bölge kültürü yavaş yavaş İslami motiflere bürünmeye başlıyordu. Arap tüccarların o dönemde, günümüz Malezya, Endonezya, Tayland, Filipinler, Burma gibi ülkelerin yanı sıra Arakan bölgesine de girişimleri çoktu. O günlerin tebliğ faaliyetleri sonucu ortaya çıkmış müslüman toplumların günümüzde hala süregelen sorunları bulunmaktadır. Tayland’daki Pattani, Filipinlerdeki Mindanao, Myanmardaki Arakan bölgesi sorunları gibi. Velhasıl kelam tebliğ faaliyetleri sonucu islamlaşmaya başlamış olan Arakan bölgesi tam olarak M.S 1430 tarihinde müslümanlarca ele geçirildi.
1404 yılında hasımlarınca tahttan indirilen Arakan kralı Narameikla Bengale kaçtı. Burada müslüman oldu ve Süleyman Şah ismini aldı. Kralın İslamı kabulü üzerine Bengal Sultanı Celaleddin Muhammed Şah, 50.000 kişilik bir ordu ile Arakan üzerine, Süleyman Şahı tekrar Arakan kralı yapmak için yürüdü. Sonuç olarak Süleyman Şah(Narameikla) Arakan tahtına tekrar, hemde bir müslüman olarak oturmuş oldu. Arakanlıların 1430-1531 tarihi arasında 11 sultanı oldu. Bu sultanlar Bengal Sultanlığına vergi verdiler ve onlardan din, siyaset ve ilim öğrendiler.
Arakan’da İslami Yönetimler, Sömürgeciler ve Arakan Devleti’nin Yıkılışı
Arakan’ın İslam Devleti oluşunun 1430 yılı ile başlamış olduğunu önceki bölümde belirtmiştik. Arakan’a İslami yönetimi getiren Bengal Sultanlığı olmuştur. Arakan’dan daha önceleri Hindistan ve Bengal bölgesi müslümanlaşmıştı. Bunu sağlayan ise önceleri kurulmuş olan Gazneliler, Moğollar, Çağataylılar, Timurlular gibi devletler ve müslümanların bölgeye yaptığı akınlardı. Daha sonra ise İslami yönetim sistemi Bengal aracılığı ile Arakan bölgesinde tamamlanmış oldu. Arakan halkının zaten yüzyıllardır müslümanlaştığını ve İslami yönetime hazır vaziyette olduklarını biliyoruz.
Arakan’ın 1430-1531 yılları arasında 11 sultanı olduğunu belirtmiştik. Bunların isimleri(müslümanlaşmış) ve iktidar yıllarını yazalım.
Süleyman Şah / 1430-1434
Ali Han / 1434-1459
Kalima Şah / 1459-1482
Matu Şah / 1482-1492
Muhammed Şah / 1492-1493
Nuri Şah / 1493-1494
Şeyh Modullah Şah / 1494-1501
İli Şah / 1501-1523
İlyas Şah / 1523-1525
Celal Şah / 1525
Ali Şah / 1525-1531
Sizleri detaylara boğmadan hap bilgiler vererek yazıma devam etmek istiyorum. Bu 11 sultan döneminde Arakan ile Bengal arasında sürekli çatışmalar gerçekleşti. Genelde Bengalin Çittagong bölgesinin kontrolü için gerçekleşen çatışmalarda taraflar kimi zaman birbirlerine üstünlük sağlayabildiler. Arakan bir müddet Çittagong’u kontrolünde tutmuştur. Arakan’ın bahsettiğimiz 11 sultanından sonra, Arakan’ı bir devlet olmaktan, imparatorluğa taşıyan isim Zabuk Şah olmuştur. Kendisi Arakan’ı 1531 ile 1553 yılları arasında yönetmiş, bu dönemde Arakan en parlak dönemini yaşamıştır. Onun döneminde Arakan halkı islami ilimlerde epey mesafe katetti ve İslami ilimler Arakan’da tamamen yaygınlaştı. Halkın İslami ilimlerdeki eğitimine çok önem verildi. İlk sömürgecilerde bu dönemlerde bölgeye geldiler. Portekizlilerin Arakan’a gelişi ile Zabuk Şah ile Portekizli sömürgeciler arasında karşılıklı iş birliği oluştu. Zabuk Şah onlara askeri eğitimleri için arazi ve ticaret için imtiyazlar sağladı. 1554 yılında Zabuk Şah’ın vefatı ile Arakan sallantılı bir döneme girdi. Bengal Sultanlığı bundan faydalanarak önce Çittagong’u ele geçirdi, ardından Arakan içlerine girmeye başladı. Bengal Sultanı Şemseddin Ebu Muzaffer Muhammed Şah, ordusuna Arakan’ı işgal emri verdi. Arakan’daki zaferini somutlaştırmak isteyen Şemseddin Şah, 1555 yılında bölgede kendi adına para bastırdı.
Sallantılı geçen 20 yılın ardından Arakan tahtına Zabuk Şah’ın oğlu İskender Şah geçti. 1582 yılında Çittagong tekrar Arakan idaresine girdi. İskender Şah döneminde Portekizliler ile Arakanlılar arasında çatışmalar oldu. Fazla imtiyaz isteyen Portekizliler İskender Şah’a karşı silaha sarıldılar ve 1590 yılında Çittagong’u kuşattılar fakat olay bir anlaşma ile çözüme kavuşturuldu.
İskender Şah ölünce yerine oğlu Salim Şah(1593-1612) geçti. Onun döneminde Arakan en geniş sınırlara ve güce ulaştı. Bunun sebebi ise Portekizlilere verilen imtiyazlar karşılığında onların teknolojik,askeri ve silahlı gücünden faydalanılması idi. Salim Şah döneminde Arakanlılar Burmanların saldırılarını püskürtmekle kalmamış, Burma ülkesinin de bir bölümünü ellerine geçirmişlerdi. Fakat bir süre sonra Portekizliler ile Arakanlıların arası tekrar bozuldu ve Portekizliler bazı bölgeleri ele geçirdi. Arakan ile Portekiz arasında çatışmalı bir dönem daha başlamış oldu.
Salim Şah’tan sonra yerine büyük oğlu Hüseyin Şah başa geçti. Hüseyin Şah döneminde bir Türk-Moğol devleti olan Babür İmparatorluğu’nun Bengal üzerindeki etkisi hissedilmeye başladı. Bu hem Hüseyin Şahı hem de Portekizlileri tedirgin ediyordu. Hüseyin Şah ve Portekizli Gonzales arasında varılan ittifak ile Arakan kuvvetleri ve Portekiz kuvvetleri, beraberlerinde 700 kadar fil ile Babür Sultanı Abdülvahid’e savaş açtılar. Abdülvahid Bengal dolaylarından geri çekildi fakat Portekiz ile Arakan kuvvetlerinin ayrılmasından istifade ederek geri döndü ve Arakan ordusunu yağmaladı. Daha sonraları Hüseyin Şah gerçek bir Babür saldırısına karşı hazırlıklara başladı. Babürlülerin denizden hücum olasılığına karşı bazı Arakan sahilleri Portekizlilere bıraktı. Hüseyin Şah’tan sonra 1622 yılında tahta oğlı 2.Salim Şah geçti. Onun döneminde Portekizli sömürgeciler ile Arakanlılar arasındaki işbirlikleri devam edegeldi. Yerel halkın Portekizlilere verilen imtiyazlar sebebi ile yönetime ayaklanmaları olsa da bunlar bastırıldı. Ayrıca Portekizlilerin yerel halktan köleler almaları ve bunları hristiyanlaştırmaya çalışmaları da bu isyanlara sebebiyet vermiştir. 2.Salim Şah’ın 1638 yılındaki ölümünden sonra Arakan’ın altın çağı sona ermiş ve gerileme dönemi başlamıştır.
Salim Şah’tan sonra yerine oğlu Meng Sani başa geçti ancak dul kalmış kraliçenin sevgilisi tarafından öldürüldü. Meng Sani’yi öldüren ve budist olan Narapati adlı bu kişi tahtı gasp ederek Arakan kralı oldu. Onun döneminde pek bir olay yaşanmamıştır. Ondan sonra yerine yeğeni Tadomintra geçti. Bu dönemde Arakan halkı zor günler yaşadı. Arakan’ın Babürlüler tarafından işgali korkusu ile Portekizliler ile işbirliğine gidildi. 1652’de Tadomintra’nın yerine oğlu Sanda Tudamma tahta geçti. Onun döneminde Hollandalı sömürgeciler Arakan’da fabrika kurdular.
Babür İmparatoru Şah Cihan vefat edince oğulları arasında taht kavgaları çıktı. Onun 4 oğlu, Dara Şaykho, Şuca, Aurangzeb ve Murattı. Aurangzeb kardeşlerini yenerek tahta çıktı ve Şuca kaçarak 1660’ta Arakan Krallığı’na sığındı. Arakan kralı Şah Şuca’yı Mekke’ye göndereceğine dair söz verdi ancak sözünü tutmadı. Hatta Şuca’nın kızı ile zorla evlenip tüm mallarına el koydu. Şah Şuca ise müslüman tebaadan destek alarak bir darbe girişiminde bulundu ancak yakalandı ve tüm ailesiyle birlikte idam edildi. Kardeşi Babür Şahı Aurangzeb ise bu olaylar üzerine Arakan’a bir sefer tertipledi ve Çittagong’u ele geçirdi. Çittagong bundan sonra bir daha asla Arakan hakimiyetine girmedi.
Sanda Tudamma’nın ölümünden 1784 yılında Arakan’ın Burmalılar tarafından işgaline kadar 26 kral ülkeyi yönetti. Bu dönemde müslümanlar tahtı tekrar ele geçirdiler ve 1710 yılına kadar ülkeyi onlar tekrar yönettiler. 1784 yılında Ava isimli Burmayı yöneten krallığın lideri Bodavphaya Arakan’ı ele geçirdi. Bu olay Arakan’ın bağımsızlığının sonu oldu. Arakan 1784 yılından sonra bir daha bağımsız bir devlet olamadı.
Bodavphaya İdaresi ve İngiliz İşgalinde Arakan
Önceki bölümlerde Arakan’ın genel yapısını, İslamlaşma ve devletleşme sürecini işledik. Bu bölümde ise Bodavphaya idaresini ve İngiliz işgalini konu edineceğiz.
Bodavphaya, Burmayı yöneten krallığın lideridir. Bir önceki bölümde onun Arakan’ı işgal ettiğinden bahsetmiştik. Arakan üzerindeki hakimiyeti 40 sene sürdü ve onun dönemi inanılmaz baskılarla ve zulümle geçti. 20.000 Arakanlı aydın, asker, zanaatkar Burma merkezine zorunlu göçe tabi tutuldu. Arakan’ın demografik yapısını değiştirmek için Burma’dan bölgeye binlerce Budist Burman getirildi ve Rohingyaların nüfusu eritilmeye çalışıldı.
Bunun üzerine Arakanlılar arasında bir direniş peyda oldu. Çinbyan isimli bir Arakanlı liderliğinde toplanan Rohingyalar, Bodavphaya idaresine karşı isyan bayrağı açtılar. 1811 yılında Arakan bölgesi Çinbyan’ın eline geçti. Yenilen Burmalılar toparlanarak tekrar saldırdı ve Arakanlıları mağlup ettiler. Bu şekilde Çinbyan kuvvetlerinin Arakan hakimiyeti fazla sürmeden son buldu. 1824 yılında bölge İngilizler işgal edene kadar Bodavphaya idaresinde kaldı.
İngilizlerin bölgeye gelmesi ile Burma ve İngiltere arasında bir dizi savaşlar yaşandı ve bu savaşları İngilizler üstün silah ve teknoloji gücü ile kazandılar. İngilizler döneminde Arakan’da iç karışıklıklar durdu. Çünkü İngilizler karışıklık istemiyor, itaatkar ve sakin bir Arakan’da rahatça sömürge faaliyetlerine odaklanmak istiyorlardı. İngilizler döneminde Arakan’da bir dizi iyileşme gözlendi. Limanlar ve yollar yapıldı. Halkın refah seviyesi bir miktar arttı. Bangladeş’in Çittagong bölgesindeki Arakanlı mülteciler topraklarına döndüler. Fakat bu sömürge faaliyetlerine karşı bir dizi karşı harekette filizlenmeye başlamıştı. Fakat bunlar şiddetle bastırıldılar. Yıl 1942’ye geldiğinde müslüman Arakanlılar büyük bir katliamla karşılaştılar.
1941 yılında 2.dünya savaşı yaşanırken, Hitler cephesinde yer alan Japonlar G.doğu Asya’da İngilizlere karşı saldırılara başladılar. Burmalı bağımsızlık hareketlerinin de desteği ile Japonlar Arakan bölgesinde İngiliz askerlerine hava bombardımanları düzenlediler. Bunun üzerine İngilizler bölgeden bir süreliğine çekildi. Boşluktan faydalanan Burmalı isyancılar Arakanda binlerce müslümanı öldürdüler. 1942 yılında gerçekleşen bu olaylardan sonra Arakan’da artık derin bir bölünme oldu. Kardeş halk olarak bakılan Rakhinler, Burmalılarla beraber Rohingyaları katletmeye girişince, iki halk arasında derin bir uçurum oluştu ve bir daha asla kapanmadı.
Japonlarında bölgeye asker getirmesi ile Arakanlı müslümanlar tamamen İngilizleri desteklemeye başladılar. Çünkü Japonlar, Rakhin budistlerini destekliyor ve katliamlara göz yumuyorlardı. 1944’te bölgeyi geri almak için saldırıya geçen İngilizler ve Japonlar arasında kanlı çarpışmalar oldu. Japonlar 2 Eylül 1945 günü İngilizlere teslim oldular ve bölge tekrar İngiliz idaresine girdi. 27 Ocak 1947 yılında Londra’da Burma ile İngiltere arasında yapılan anlaşma gereğince, 4 ay içerisinde Burma bağımsızlığına kavuşacak ve İngilizler Burma idaresini tanıyacaktı. Beklenildiği gibi oldu ve Burma bağımsızlığını kazandı. Arakanlılara kalan ise yeni baskılar ve katliamlar oldu.
1947’den Günümüze Arakan
Burma’nın bağımsız olması ile birlikte Arakan’da durumlar değişmeye başladı. Baskı ve şiddet her zamankinden daha da fazlalaştı. Budist Rakhinler(Maghlar) durumdan memnundular. Rohingyaları daha fazla baskı altına alarak bölgeden göç ettirebileceklerini düşünüyor ve bunun hesaplarını yapıyorlardı. Rohingyalar ise gergin bir bekleyiş içerisindeydiler.
Burma’nın bağımsızlığının hemen akabinde başlayan baskılara karşı, Muhammed Cafer isminde bir Rohingya, bölge müslümanlarını örgütlemeye başladı.Aynı yıllarda -1949- Burma Toprak Gücü isminde bir sınır birliği oluşturuldu. Bu birlik budist Rakhinlerden oluşmaktaydı. Bunlar Arakanlı müslümanlara -Rohingyalar- karşı saldırılara başladılar. 50.000 kişi şimdi Bangladeş, o zaman ise Doğu Pakistan olarak anılan ülkeye kaçarak mülteci durumuna düştüler. Akabinde Muhammed Cafer ve adamları saldırılara başladılar. 1949’dan 1951’e kadar örgütünü yöneten Cafer, 1951’de suikast ile öldürüldü ve yerine Abbas isimli bir Rohingya geçti. 1954 yılına kadar süren çatışmalar sonucu isyancı Rohingyalar, Arakan’ın kuzey bölgelerini ele geçirdiler. Aynı yılın Kasım ayında, Burma hükümeti Muson Operasyonu adı ile büyük bir operasyon başlattı ve isyancı Rohingyaların lider kadrosu ile beraber büyük bir kısmı yok edildi. Ele geçirilen alanlar geri alındı ve isyan bastırılmış oldu.
1948 ile 1962 yılları arasında ufak bir yumuşama dönemi oldu. Rohingyalar yerel parlamentoda sandalyeler elde ettiler ve temsil heyetleri oluşturdular. Ancak 1962’de Burma’da gerçekleşen askeri darbe neticesinde müslümanların tüm siyasi faaliyetlerine son verildi. 1990’ların başına kadar bir dizi katliamdan geçen ve tüm siyasi hakları ellerinden alınan müslümanlar ufak tefek direniş hareketleri oluşturmaya çalıştılar. 11 Eylül olayları akabinde Burma hükümeti tarafından El-Kaide bağlantılı ilan edilen direnişçilere karşı sert tedbirler alındı.
2017 yılına gelindiğinde Arakanlılar’ın kötü yaşam şartları ve baskıya maruz kalma durumlarında herhangi bir değişiklik yok. İslam ülkeleri Arakanlıları kendi topraklarının dışında mülteci statüsünde destekleme derdindeler. Oysa ki Arakanlılar binlerce yıldır bulundukları topraklarda yaşamak istiyorlar. Müslüman ülkelerin göstermelik destekleri de cabası. Arakanlıları Bangladeş topraklarında mülteci durumunda desteklemek istiyorlar. Kimse Arakan bölgesi binlerce yıldır Rohingyaların toprağıdır dememekte. Göstermelik yardımlarla iş geçiştirilmekte. Arakan’a 10 milyon dolar yardım yapan Katar Devleti, ABD’deki kasırga sonrası ABD’ye 350 milyon dolar yardım yaparak Arakanlılara verdiği değeri gösterdi. Maalesef ülkemizde yaptığı açıklama ile, Arakanlıları Bangladeş alsın biz bakalım dedi. Kimse Arakanlılara ne istediklerini sormadı. Arakanlılar kendi topraklarında yaşamak istiyorlar. Bunu yüzlerce yıldır katliamlara uğramalarına rağmen her seferinde ülkelerine geri dönerek gösterdiler.
Bu bölüm ile Arakan yazı dizisi sona ermiştir. Yazım hataları ve ufak tefek bilgi eksiklikleri için özür dilerim. Sabrınız için teşekkürler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder